Sabahın erken saatlerinde güne başlamayı hep sevmişimdir.Çok uyuduğum zamanlarda olmuştur ama hiçbir zaman erken uyandığımda okuduğum yazılardan,kitaplardan aldığım keyfi geç uyandığımda alamadım ama bu sabah okuduğum kısa bir mektup beni nefret ile hayranlık duygusu içerisinde sürükledi...Mektubu yazan sevgi dolu adam eşini saldırıda kaybetmiş ve saldırganlara onlardan nefret etmediğini ve 17 aylık oğlununda onlardan nefret etmeyeceğini anlatan bir mektup yazmış...Ben olsam ne hissederdim dedim ve zaten hissettiğim şeyler gözlerimden yaş olup süzülüverdi...Ben olsam nefret eder miydim dedim.Ben olsam oğluma ne derdim dedim.Ben olsam ,ben olsam,ben olsam...
Ben olmak zor diye düşünürüm hep, neden diyecek olursanız benim hayatım bana göre çok zor sıradan ama bir o kadarda zor .Çoğu zaman bu sıradan hayatın bu kadar zor olmaya hakkı yok diye düşünüyorum.Bana ne veriyorda ,ne katıyorda bu kadar zor bu hayat diyorum ama bana o kadar çok şey katıyormuş ki anlatamam...Ben eşimi,ailemi veya bir yakınımı saldırıda kaybetmedim ama bende çok fazla kaybettim ve hep vesile olanlar insanlar oldu.Peki nefret ettim mi dedim.Hayır etmemişim belkide bu kısa mektubu okurken ağlamamın en büyük sebebi bu.Çok eski zamanlarda insanlardan nefret etmenin bir marifet olduğunu düşünürdüm,onları takip etmenin ,onların batmasını izlemenin ,sabırsızlıkla ne zaman bana yaptığının cezasını çekecek diye beklemenin...Sonra biraz büyüdükçe umursamamayı öğrendim ama bende batıyordum ,yanıp ,yıkılmalar yaşıyordum...Zaman geçtikçe hem boş vermeyi ,hemde nefret etmemeyi iyice öğrendim ama hala öğrenemediğim bir şey vardı ,bazı insanları çok sevmek...Gerçekten çok sevdiğim ve o anımda yanımda olmayan insanlara hala ağlamaya devam ediyorum.Herkes diyor ya ben ona değilde emeğime acıyorum diye.Ben ona da acımıyorum ,ben sevgime acıyorum çünkü sevmeye devam ediyorum...Bende o baba gibi sevmeye devam ettiğim insanlar olduğu için nefret edemiyorum...Halbuki ne çok isterdim bende nefret edeyim ,bende düşüp yarıyolda kalmalarını isteyeyim ama olmuyor,benide yoruyor o nefret ...Benim nefret edecek kadar çok gücüm kalmadı ama sevecek çok gücüm ve zamanım var.Sevgi beni iyileştiriyor,beni ben yapıyor sanki.Başarılı bir kadın yapıyor beni,Sizleride sevgi kurtaracak,sevin daha çok sevin,sizi aldatanıda sevin ,sizinle alay edenide sevin,terkedenide sevin...Bu salaklık değil tekrar tekrar aldanın demiyorum ama nefret etmeyin ,nefret hepimizi yok ediyor,insanlığı yok ediyor,hırsı azim sanıyoruz,kin duymayı marifet...
Esas olan sadece ve sadece barışa ,sevgiye odaklanmak...Katilinizide sevin,aldatanıda,aldatılanıda...Ben böyleyim deyin arkadaş,mutluyum ben böyle deyin...Hayatınızın ortasına koymayın bu insanları ama hergün onlardan nefret ettiğinizi de düşünmeyin...Bırakın onlar o nefretle kinle yaşasın ,siz kendinize başarı ve sevgiden bir kalkan yapın ve mutlu olun...
19 Kasım 2015 Perşembe
4 Kasım 2015 Çarşamba
İnsanlar seni kullanabildiği kadar varsın...
Bir hayalim oldu hep benim ,Dünya üzerinde yaşayan insanların %83'ü falan aynı hayali kuruyormuş duyduğuma göre ki benim duyduklarım hiç gerçek olmaz...Yalansız,dolansız gerçek insanların olduğu bir dünya! senin onlara yardım ettiğin kadar sana yardım eden insanların olduğu bir dünya.Şimdi yardım dediysem gözünüzde büyümesin konut kredisi falan istemiyorum tabi ki.İstiyorum ki bir bardak kahve içelim ,derdimi dinlesinler. Söz ,çok anlatmayacağım birkaç kelimecik.Hatta öyle çok insanda istemem ,bir ben olayım bir sen,şimdi düşündümde; konuşmasamda olur sen ol yanı başımda ,neyin var geçer bunlar de geçsin yeter...Ama sende herkes gibisin be ,kötü gününde yanı başında duran beni yapayalnız bıraktın.
Düşünüyorumda. sebep bulamıyorum işte niye yoksun yanımda diye "cevap yok".Aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor...Hayat meşgalesi be diyorum kendime işi gücü vardır ,avutuyorum kendimi ama avunmuyor kalbim ,üzülüyor,sinirleniyor,çırpınıyor,ağlıyor.Susmuyor beni yalnız bırakmıyor aklımla.Bıraksa bir, o çok süslü bir bahane bulacak ama yok işte.Ben böyle değildim ama güçlüydüm ağlardım ama ağladıkça iyileşirdim şimdi ağladıkça yoruluyor, yoruldukça biraz daha soğuyorum bu hayattan her ağladığımda ne gereksiz bir hayat diyorum, neden var ki ne işe yarayacak ki hiçbir şeye .Ne yapıyorum ki ben ,ne amaçsız bir hayat sonra yukarıdan kafamın ta derinlerinden bir ses hayalin var ya senin diyor, kalbim hemen cevabı yapıştırıyor paylaşacak biri olmadıktan sonra hayalleri gerçekleştirmenin ne anlamı var .Mantık hemen, o güvenemez kimseye bak güvendi yine fos!!! Kalp sessiz ,sakin çekilip gidiyor...Ne olacaktı ya ne cevap verecekti buna ,gerçek bu çünkü verecek cevap yok, bitti, tükendi...Ümit tükendi,bahaneler tükendi en kötüsüde insanlar tükendi...
Ama diyorum; umut her aptal insan oğlunun sahip olması gereken önemli bir etken ,eğer kendi kendine yok olup gitmek istemiyorsan ,bir iz bırakmak istiyorsan aptal ol ve umut et...
Düşünüyorumda. sebep bulamıyorum işte niye yoksun yanımda diye "cevap yok".Aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor...Hayat meşgalesi be diyorum kendime işi gücü vardır ,avutuyorum kendimi ama avunmuyor kalbim ,üzülüyor,sinirleniyor,çırpınıyor,ağlıyor.Susmuyor beni yalnız bırakmıyor aklımla.Bıraksa bir, o çok süslü bir bahane bulacak ama yok işte.Ben böyle değildim ama güçlüydüm ağlardım ama ağladıkça iyileşirdim şimdi ağladıkça yoruluyor, yoruldukça biraz daha soğuyorum bu hayattan her ağladığımda ne gereksiz bir hayat diyorum, neden var ki ne işe yarayacak ki hiçbir şeye .Ne yapıyorum ki ben ,ne amaçsız bir hayat sonra yukarıdan kafamın ta derinlerinden bir ses hayalin var ya senin diyor, kalbim hemen cevabı yapıştırıyor paylaşacak biri olmadıktan sonra hayalleri gerçekleştirmenin ne anlamı var .Mantık hemen, o güvenemez kimseye bak güvendi yine fos!!! Kalp sessiz ,sakin çekilip gidiyor...Ne olacaktı ya ne cevap verecekti buna ,gerçek bu çünkü verecek cevap yok, bitti, tükendi...Ümit tükendi,bahaneler tükendi en kötüsüde insanlar tükendi...
Ama diyorum; umut her aptal insan oğlunun sahip olması gereken önemli bir etken ,eğer kendi kendine yok olup gitmek istemiyorsan ,bir iz bırakmak istiyorsan aptal ol ve umut et...
31 Ekim 2015 Cumartesi
Bizimkisi Bir Saflık Hikayesi
Bu gece bir hikaye yazalım beraber aşırı acıklı olsun ama
,daha farklısı düşünülemez zaten…
Bir kız ve bir erkek
olsun birde kötü kadın olsun ,yok yok olmasın kötü kadın kız salak olsun
kimseye gerek kalmaz zaten. Mutlaka bir akıl hocası olsun ama şöyle asil
,erdemli bir duruşu olsun ama mutlaka yalnız olsun , ince işlerden iyi anlasın
bu abimiz bu abi o kadar iyi olsun ki kimse sorgulamasın niye bu yalnız lan o
zaman diye , herkes büyük aşk yaşamış sansın abimi ama o büyük aşk değil büyük
yanılgı yaşamış olsun sonra öğrensin ama seyirci ,dursun şimdi bu cepte. Ne
kaldı bakalım hah hatırladım aşk hikayemiz şimdi bakalım bu kız salaktı şimdi
kavuşmalı olmaz bu ne yapmak lazım o zaman çok güzelde olmasın bu kız orta
halli olsun ama kızıl saç şart bu kıza salak ama atarlı olsun saçlarda öyle
haşin olsun ahenkle falan rüzgarda dans etmesin ama ,çünkü bizim kız az salak
,öyle romantik şeyler olmaz ona, ancak o buluşmada giyeceği en sevdiği
pantolunu yıkamayı unutur sonrada olmayan özgüveni kırılır hemen çatırt diye
orta yerden…Kafada oturmuştur bişeyler belki…bu kız mutsuz olacak arkadaş başka
yolu yok zaten! salak olmasının bir getiriside ,adaletten yoksun bu dünyada
adaleti sağlayabileceğine dair bir düşünce ,kendisi pek fazla fantastik film
izlerde, batmanler ,ironmanler falan havada uçuşur…Bu kız sanarmış ki ; eğer o
iyi olursa ,yardımsever olursa,haklıyı haksızı ayırt ederse en çokta çok
severse mutlu olurmuş ve çok sevdikleride onu severmiş. Sonra birgün yine
birilerini çok severken onlara yapılan haksızlığa dayanamamış ,atılmış panter
gibi sevdiklerini üzen adamın üstüne ,beklemiş biraz arkadan onlarda geliyorlardır
şimdi demiş ,yerle yeksan eder biz bu adamı üstüne de az şekerli bir Türk
kahvesi içeriz demiş…Ne olmuş dersiniz beklemiş ama ne gelen ne giden olmuş ,sonra
o kötümü kötü adam kaldırmış kızı bırakmış yere,Öyle bir çarpış yok yere
kol,bacak,kafa dağılmış ama kız bir şey hissetmemiş, farketmemiş bile kalbinin
sesi herşeyi bastırıyormuş.Esas oğlan giriş yapsın artık. Bizim saftirik kalbi
ile mantığı birbirini suçlarken olan bitene daha fazla maruz kalmamak için bol
bol uyumuş…Yine bir gün uykusu kaçmış uyurken ,beklenmedik bir bir şey olmuş
bir yarasa konmuş penceresine ağzında yarısı yenmiş bir not “nasılsın”
yazıyormuş,kız şok beklemiyor tabi sonra cevap yazmış” iyiyim “ yalan
tabi.Sonra “buluşalım mı” mesajlar ilginçleşiyormuş ,buluşmuşlar kahve
içmişler,tekrar buluşmuşlar yemek yemişler,bir daha buluşmuşlar çay içmişler
,sonra bir daha buluşmuşlar çocuk hasta olmuş tabi bu soğukta dışarı çık dur bünyede
zayıflamış, tabi sonbahar bu çarpar adamı acımaz.Bizim kız üzülmüş bir bahane
bulmuş çağırmış bizimkini çorba yapmış ama ona “sana yapmadım akşam yemeği bu
demiş” salak bu ya ,adam olmaz.Desene be sana yaptım ,kıyamadım diye yok demez
dermi, neyse bizim esas oğlanda yiyememiş zaten işi çıkmış..Kalmış bizim kızda
ortada mevsimi geçen acur gibi…Bu hikayede burada biter ama gişe yaparsa
devamını tabiki yazarım ;)
26 Ekim 2015 Pazartesi
Özlem duygusu ağır gelince;
İçimde seni bulmak için çok sevdiğin ama sadece aşırı
melankolik ruh hallerimde açtığım şarkılarımı açıyorum ve hop sen buradasın
yanı başımda…Ama ben mutsuzum .Seninle ben mutlu değiliz ,ben benimle iken
mutsuzum , sen seninle iken mutlu musun? Bazen merak duygusu özlem kadar ağır
oluyor içerimde ne yapıyor, kiminle beraber, ne yedi , nereye gitti… Bu sorular
benim sorularım değil benim sorum sana” mutlu musun? “Mutlu isen senin adına
mutlu olmam gerekiyor ,çünkü şuan onun provasındayım ben...Avuntu beni tutuyor
, yüreklendiriyor , iyi bir insan, öz verili bir kadın oluveriyorum bir anda
inanamazsın bende ki senin mutluluğunda bulduğum huzura…Yalan !!! kocaman bir
yalan bende istiyorum mutlu olmanı ama içim titriyor başkası ile mutlu olduğunu
düşündüğümde ona bana bakmadığın gibi baktığını düşündüğümde, dokunduğunu
düşünmek ,onun teninde kendini bulduğunu düşünmek, böyle bir acıyı yaşandı mı
sen hiç…Nefesini tutuyor insan, boğazındaki yanma hissiyle nefes ciğerini paramparça
eder zaten alamazsın…Dokunma…Bırak ben bir unutayım seni, bırak ben bir
kabulleneyim senin beni sevmediğini, bırak ben kendimi alıştırayım senin bana
hiç gelmeyeceğine. Dokunma …Her yanım acı içindeyken aklımı duyamıyorum ben
zaten oda pes etti uğraşmıyor benimle ,ben bir soluklanayımda sen sonra mutlu
ol. Bende istiyorum sende çok sev, benim seni sevdiğim kadar sev. Daha az, daha
fazla değil ama benim kadar sev…
“Mutlu olmak”daki mastarı atalım ve her yere mutlu ol
yazalım…Herkes mutlu olsun imkansız olasılıklara sahip bir temenni olsa da
mutlu olun…Sizi sevmeyenlerin size mutluluğu temenni etmesine izin vermeden mutlu olun…
23 Ekim 2015 Cuma
UNUTMUŞ GİBİ YAPMAK...
Ne muazzam şey seninle olmak duygusu.
Yalnızca sana dair duygular beslemek.
Duydum ki en zor olan unutmalı mı şimdi ,yoksa beklemeli mi? sorusunun cevabını içinde bulamamakmış...Unutmalı mı? düşününce o kadar seni bekletmiş,seni üzmüş ,annenin dizinin dibinde otururken bile içindeki yetim duygusunu atamamış sen, ne diye unutmasın ki şimdi bu adamı demi...Çok mantıklı oldu bu şimdi zehir gibi çalışıyor kafam yine.Peki bu kelimeleri sana söyleten o zeki kadın kalbine artık beklememesi gerektiğini,onun gelmeyeceğini kabul ettirebiliyor mu? Hiç sanmıyorum...
Ne muazzam şey olsa gerek seninle olmak duygusu ,yaşayan bilir derler ya benimki öyle bir şey işte ben seninle olamadım ki! Nasıl bilebilirim seninle olmak duygusu nasıl bir şey ama tahmin edebiliyorum nasıl mı? Hayal ediyorum ve kalbim kafesine sığmıyor,sebepsiz mutlu oluyorum ,nedenini soranlara cevap veremiyorum ,donuk donuk bakan gözlerim canlanı veriyor...Ya sonra eskiye dönüyor bir anda her şey hayat tokat gibi gerçeği yüzüme vuruyor.Sen onunla hiç olmadın ki nasıl böyle mutlu olabiliyorsun sahte bu duygular diye...Sonra mutsuz oluyorum...Yine sebepsiz,yaşadığım bütün duygular sebepsiz ve hepsinin suçlusu benim çünkü ben seni çok sevdim,seninle olma hayalini çok sevdim,çok eğlendik biz hayallerimde,sende mutluydun benimle ,hatta benimle bahçeli bir evde yaşamaya karar vermiştin,kocaman hamakları kurabileceğimiz ,köpek aldığımızda onunla koşuşturacaktık beraber sen demiştin bunları hep bana hayalimde...Çok şizofrenik cümleler ,hayaller ... ama gerçek bir aşk.Zaten aşk dediğin şizofren eder adamı yada beni kesin ediyor ,dengesiz,duygusuz,duygusal,mutlu,mutsuz her şey olabiliyorum senin yaptığın çok ufak bir hareket bütün dengemi bozabiliyordu benim...Evet doğru okudunuz geçmiş zaman...Ben bu ruh haline gelebilmek için kaç hezeyan yaşadım ,umursamazlık seviyesini geliştirmek için kaç farklı egzersiz geliştirdim bir bilsen şu emeğime bile acır severdin beni belki ama sevme beni ...istemiyorum beni sevmeni ,korkuyorum çünkü seversen biter her şey diye koşarak sana gelirim diye ,emeğime yazık değil mi be...Gelme bana,sevme beni.Bırak beni bana ben hallediyorum bak kendi kendime mutluyum hatta şuanda bak nasıl rahat yazıyorum her şeyi halbuki ilk sana seni sevdiğimi söyleyeceğim zaman ne düşünmüştüm ,uykularım kaçmıştı...
Benimki si gitmekle kalmak arasında geçen bir hikaye gibi göründü anlattığım herkese ve çok büyük anlattım ,tepkiler " hadi ya" acıklı lafını bana net duyurdu..Ama benimki hiç bir zaman kavuşmalı bir hikaye olamadığı için gitme fiilide bana çok uzak oldu...Benimki beklemek ile unutmak arasında karar verememe hikayesi ama bunu bile düşündüren biri varsa hayatınızda unutun zaten...Bana sen yapabildin mi diye sormayın bende o cesaret yok işte hala bir yanım ya gelirse diyor ve ben susturuyorum o tarafı...Bir gün oda kalmaz ,zaten hiçbir şey sonsuza kadar kalmaz en büyük acılar bile...
NE BİR BÜYÜ NE BİR ŞİDDET.
ŞİDDETLİ OLAN SADECE SANA OLAN SEVGİM.
NAZIM HİKMET RAN
Yalnızca sana dair duygular beslemek.
Duydum ki en zor olan unutmalı mı şimdi ,yoksa beklemeli mi? sorusunun cevabını içinde bulamamakmış...Unutmalı mı? düşününce o kadar seni bekletmiş,seni üzmüş ,annenin dizinin dibinde otururken bile içindeki yetim duygusunu atamamış sen, ne diye unutmasın ki şimdi bu adamı demi...Çok mantıklı oldu bu şimdi zehir gibi çalışıyor kafam yine.Peki bu kelimeleri sana söyleten o zeki kadın kalbine artık beklememesi gerektiğini,onun gelmeyeceğini kabul ettirebiliyor mu? Hiç sanmıyorum...
Ne muazzam şey olsa gerek seninle olmak duygusu ,yaşayan bilir derler ya benimki öyle bir şey işte ben seninle olamadım ki! Nasıl bilebilirim seninle olmak duygusu nasıl bir şey ama tahmin edebiliyorum nasıl mı? Hayal ediyorum ve kalbim kafesine sığmıyor,sebepsiz mutlu oluyorum ,nedenini soranlara cevap veremiyorum ,donuk donuk bakan gözlerim canlanı veriyor...Ya sonra eskiye dönüyor bir anda her şey hayat tokat gibi gerçeği yüzüme vuruyor.Sen onunla hiç olmadın ki nasıl böyle mutlu olabiliyorsun sahte bu duygular diye...Sonra mutsuz oluyorum...Yine sebepsiz,yaşadığım bütün duygular sebepsiz ve hepsinin suçlusu benim çünkü ben seni çok sevdim,seninle olma hayalini çok sevdim,çok eğlendik biz hayallerimde,sende mutluydun benimle ,hatta benimle bahçeli bir evde yaşamaya karar vermiştin,kocaman hamakları kurabileceğimiz ,köpek aldığımızda onunla koşuşturacaktık beraber sen demiştin bunları hep bana hayalimde...Çok şizofrenik cümleler ,hayaller ... ama gerçek bir aşk.Zaten aşk dediğin şizofren eder adamı yada beni kesin ediyor ,dengesiz,duygusuz,duygusal,mutlu,mutsuz her şey olabiliyorum senin yaptığın çok ufak bir hareket bütün dengemi bozabiliyordu benim...Evet doğru okudunuz geçmiş zaman...Ben bu ruh haline gelebilmek için kaç hezeyan yaşadım ,umursamazlık seviyesini geliştirmek için kaç farklı egzersiz geliştirdim bir bilsen şu emeğime bile acır severdin beni belki ama sevme beni ...istemiyorum beni sevmeni ,korkuyorum çünkü seversen biter her şey diye koşarak sana gelirim diye ,emeğime yazık değil mi be...Gelme bana,sevme beni.Bırak beni bana ben hallediyorum bak kendi kendime mutluyum hatta şuanda bak nasıl rahat yazıyorum her şeyi halbuki ilk sana seni sevdiğimi söyleyeceğim zaman ne düşünmüştüm ,uykularım kaçmıştı...
Benimki si gitmekle kalmak arasında geçen bir hikaye gibi göründü anlattığım herkese ve çok büyük anlattım ,tepkiler " hadi ya" acıklı lafını bana net duyurdu..Ama benimki hiç bir zaman kavuşmalı bir hikaye olamadığı için gitme fiilide bana çok uzak oldu...Benimki beklemek ile unutmak arasında karar verememe hikayesi ama bunu bile düşündüren biri varsa hayatınızda unutun zaten...Bana sen yapabildin mi diye sormayın bende o cesaret yok işte hala bir yanım ya gelirse diyor ve ben susturuyorum o tarafı...Bir gün oda kalmaz ,zaten hiçbir şey sonsuza kadar kalmaz en büyük acılar bile...
NE BİR BÜYÜ NE BİR ŞİDDET.
ŞİDDETLİ OLAN SADECE SANA OLAN SEVGİM.
NAZIM HİKMET RAN
15 Ekim 2015 Perşembe
Mana ne anlama gelir?
İşte benden beklenen başka amaçsız bir yazı daha her şeyin
bir amacı olması gerekiyormuş gibi benden de yaptığım herşeyde bir amaç
bekliyorlar hayır ne ara bu beklentiyi yarattım onuda bilmiyorum ki. Bazen
kendimi avutuyorum ne güzel işte diyorum bak sende bir şey görmüşlerde beklenti
yaratmışsın diye bazen diyorum ki hay ben böyle işin! Ne vardı beni de şöyle
bundan bir bok olmaz deyip kenara fırlattıkları eşyalar gibi atsalardı da
bir kenara, bende hayatımı yaşasaydım… Ne çok seçenek var demi insanın önünde göremediği,
farkına bile varmadığı birileri söylediğinde yok deve diye anlamsız tepkiler verdiği…
Zamanında bir film izlemiştim, zaman içerisinde yolculuk yapabilen turuncu
kafalı ezik tipli bir çocuk hakkında sonra izledikçe bir şey fark ettim aslında
çocuk ezik değil filmde öyle dillendirildiğinde kulağa geldiği kadar basit değil.
Ara ara gidiyor çocuk geçmişe ama hiç bir şey plandığı gibi olmuyor geri dönüp
dolaşıp kıçının üstüne oturup önünde duran hayatı yaşıyor peki buradan ne çıkardık!
en azından benim açımdan payıma düşen ! en iyisi şuan yaşadığın hayat değil
tabi ki ama yaşaman gereken bu belki. Ben
öyle kader olaylarına falan takık bir insan değilimdir ama şöyle diyorum ben,
belki yaşadığın en iyisi değildir ama en olması gerekendir…
14 Ekim 2015 Çarşamba
İlham Perim...
Bu gece sizlerle neden yazdım ,nasıl yazdım ,ne oldu da sonu böyle bitti anlayamadığım küçük bir hikaye paylaşacağım :)
Mini minnacık pembe bir peri ve onun çok eski çağlarda uzak
diyarlardan göçmüş gelmiş yengesine benzeyen sarışın taş gibi kuzeni varmış.Bu
iki peri gökyüzünde sakin sakin gökyüzünü turlayıp aynı anda'da iki lafın
belini kırarken birden gözlerine bir şey çarpmış kafasını cama yaslamış gözünü
bir noktaya sabitlemiş uzaktan çok dertli bir havası olan ,elindeki kahveden
ufak yudumlar alan kır saçlı karizmatik bir adam...Pembe peri hemen bir
tahminde bulunmuş "bu kesin şair "demiş kendinden emin bir
şekilde..Sarı durmuş düşünmüş "bence bu profesör hemde
tarih"demiş.Pembe şöyle bir kendi etrafında bir tur dönmüş ufak bir
ışıltı yayılmış etrafında eliyle o ışıltıyı toplar gibi bir hareket yapıp ani
bir duruş yapmış,buldum demiş,sarı gözlerini kocaman açıp sormuş ne yapıyoruz
diye.
Pembe başlamış anlatmaya ; gidiyoruz ve adamın ne yaptığına
bakmadan benim onun perisi olduğuna inandırıyoruz ve onu ünlü bir şair
yapıyoruz. Sarı "bu nasıl olacak bu adam şiir yazabiliyor mu ki"
demiş. Pembenin kafasındaki sadece bir oyun değil aynı zamanda insanların en
saf yönünü sarıya göstermekmiş. En büyük işi pembe üstlenmiş çünkü biliyormuş
ki sarışında en az insanlar kadar inanç boşluğu yaşamaya uygun bir kişiliğe
sahip, Pembe peri başlamış adamın çevresinde dolaşmaya,başarılı şairlerin
haberlerini okumasını sağlamış,romantik filmlerin tanıtımlarını açtırmış
yanlışlıkla,eski sevgililerini düşünmesini sağlamak için yoluna çıkarmış her
yerde,fotoğrafları kitapların arasında bulmaya başlamış adam.Bu arada kimse
gidip gelmiyormuş eve arayan soranda yokmuş pembe iyice mutlu olmaya başlamış
bu iş çabuk biter diye düşünmüş ara ara sarışın gelip duruma bakıyormuş biraz
üzülüp yapmasak mı acaba diyormuş ama pembe kararlıymış bu arada adamın ne
iş yaptığını da öğrenmiş adam işsiz bir mühendismiş. Son hız
çalışmalarına devam ederken bazen öyle anlar oluyormuş ki adamla göz göze
geldiklerini sanıp afallıyor muş...Bu anlar sık sık olunca sarışına yanına
gelmesini söylemiş ama öyle bir an hiç yaşamayınca bu insanla çok uğraştım
aramızda bağ oluştu galiba diye avutmuş kendini...Ne yaparsa yapsın haftalar
geçmesine rağmen adam tek bir satır yazmamış ama bir şeyler karalayıp
duruyormuş hep aynı şeyler yazımı yazıyor ,hikaye mi nedir bilinmez bir şeyler
,pembe peri pes etmeye karar verip verip vazgeçiyormuş günler geçiyormuş küçük
bedeni kaldırmıyor ,artık yapacak bir şeyde bulamıyormuş zaten sarışında oyun
bitsin de eskisi gibi gökyüzünde gezsinler istiyormuş.Ne kadar ısrar ederse
etsin pembe vazgeçmiyormuş,onu orada bırakıp dönmesini beklemekten başka çare
kalmamış.Pembe peri son bir şey demiş büyük ama sonuç getirecek bir şey
günlerce düşünmüş binlerce acı gelmiş aklına ama en çok bir can yitirmek
düşüncesi canını yakmış tamam demiş yapılması gereken bu...Aramış taramış
adamla bağı olan bir adam varmış yaşlıca , sevgili olsa daha çok işe yarardı
ama buda olur demiş.Pembe kendini kaybediyormuş artık,aklı başında değilmiş bu
iş uzadıkça fikir aklına yatmış.En ince ayrıntısına kadar planlamış ve bir mektup
yazmış ve yaşlı adamı şehre gelmeye ikna etmiş,her şey hazırmış adam her
zamanki saatte elinde kahvesi pencereden dışarıyı izlerken yaşlı adam gelecek
karşıya geçerken araba çarpacak ve oracıkta adamın gözleri önünde
ölecekti...Sarışın büyük ve can alıcı plan ne acaba diye yere inerken olanlara
şahit oldu ve yapılan planı anında anladı...Yaşlı adam önce bastonu attı sonra
adımını bir daha baston adım.baston adım...araba hızlandı pembe peri karşıda
adamı görebileceği bir yerde duruyordu hava kararmış sokak lambaları loş bir
aydınlık yayıyordu...Eski binanın camından adam sokağı izliyordu...Sarışın peri
o kadar hızlı uçuyordu ki kanatları acıyor ,gözleri yanıyordu ama kanat
çırptıkça hızlanıyor hızlandıkça çırpıyordu ufacık bedeni adamı kurtarmasına
yetmezdi hızlanması gerekiyordu...Son bir inançla adama öyle hızlı çarptı ki
adam kaldırıma doğru hızlı bir şekilde düştü...Pembe peri daha ne olduğunu
anlayamamış adama bakıyordu adam canlıydı ama arabanın camında kan vardı
kimindi bu kan,o ışıltı neydi ne oluyordu,yavaş yavaş yaklaştı sarışın yerde
yatıyordu.Boğazında düğümlenen çığlık içini yakıyordu,konuşamıyordu yerde yatan
benim kuzenim mi diye düşündü hayır dedi hayır o değil ,kanatlarını çırpmak
istiyordu uçmak uzaklaşmak ama kanatları yok olup gitmişti sanki
kıpırdayamıyordu...Sarışın peri yıldız tozu olup uçmaya başlamıştı ,bu nasıl
bir ışıltı nasıl bir güzellikti gökyüzünü aydınlatıyordu ışıl ışıl toz bulutu
bu bir ölüm çağrısı mı dedi pembe peri,gözleri kararmaya başlamıştı artık
uzaktan yaklaşan bir ışıltı gördü
rahatladı gelmişlerdi gözlerini kapadı ve uykuya dalar gibi serbest bıraktı
kendini...
Tam o anda aynı olayları izleyen biri daha vardı,Şair...Gördüğü o
ışıltı onu o kadar çok etkilemişti ki karşıda düşen yaşlı adamı fark
etmemişti bile eline kağıdı kalemi alıp hemen o an orada olanları anlatan
bir resim çizi vermişti bile,günler haftaları haftalar ayları aylar
yılları kovalamıştı tek bir çizik bile atamamıştı kağıda şimdi ise öyle bir şey
vardı ki içinde akarsular denizler gibi durduramıyordu...Olayın üzerinden
sadece haftalar geçmişti ve adam koskoca sergi salonunda elinde bir kadeh
şarapla kendi eserlerine bakarken hala hayretler içerisinde bir toz bulutu
nasıl bu kadar ışıltılı olabilir diye düşünüyordu...
Neden esas oğlan değilde en yakını hep ölür?
Aklımı kurcalayan bu sorunun yanıtını "alıştığımız kişinin acı çekmesi bize daha çok acı çektiriyor çünkü aslında o esas oğlan yada esas kız değil ;bizizdir o başrol" diye bulmuşumdur.Peki biz neden en yakınımızı kaybetme korkusunu bu kadar derinden yaşıyoruz.Ben bunu iki kategoride değerlendiriyorum (şimdi sen kimsin de değerlendiriyorsun demeyin benimde biraz deneyimim var bu kaybetme konularında); birincisi zaten kaybetmiş olan kitle o acıyı bilen ikincisi ise o kişilere güvenini kaybetmiş olanların bulunduğu kategori...Yine cevap kaybedenler kulübü ne yazık ki kaybedip'de mutlu yaşayanlar var mı peki bir yerlerde nerede şimdi onlar!!sandallara binip gittiler mi buralardan gitmeselerdi de bizde bu korkuyla yaşamasaydık ,bu korku öyle bir korku ki sonsuza kadar sizinle kalmak isteyenleri bile canından bezdirir ne olduğunu bile anlamazsınız bir bakarsınız gitmiş zaten ne yaptığınızı bile anlayamayacak kadar o korkunun içinde yaşarsınız, avuçlarınız dan kayıp giden insanı tutacak vaktiniz bile kalmaz kalsa'da size o şansı verecek kişiyi bezdirmiş aynı korkuyu ona azap olarak yaşatmışsınız dır.Kalır elinde sıfır ve kendine sövmelerin...Hikayeye en başından başlasak yapmazdım dediğim o kadar çok an oldu ki ve o anı tekrar yaşayıp aynı hatayı tekrar yapışlarım...Neden yapıyorum tek suç benim mi karşıdakinin hiç mi suçu yok bundan bahsetmiyorum canım öncekinden bahsediyorum o yapmadı mı beni böyle, ya yalancıların ,bana salak muamelesi yapanlar, onları her affettiğim de benden bir parça daha koparmak için ellerine geçen fırsatı kaçırmayan akbabalar,onca emeği hiç edenler onların suçu yok mu...Ben niye böyle oldum sanıyorsunuz, benimkide candı savunmam gereken bir can savunamadım ama her defasında bin kat daha afalladım çünkü her defasında kendimi ikna etmek için daha çok uğraştım daha çok konuştum kendimle söz verdim canın yanmayacak dedim ne oldu peki,canım yandı çok daha büyük yandı hemde şimdi gelde anlat bu adama yanındaki gitmeyecek sende zır zır ağlayan esas kız olmayacaksın diye ,yer mi şimdi bu adam yemez işte yediremezsin ki,haklı ama bir şey de diyemezsin...de bir hele bak sana neler sıralıyor ;rüyalarında kırk yıl önce lisede arkadaşından yediğin kazığı gösteriyor mu göstermiyor mu ama dedim ya haklı adam...Bırak artık kendini kandırmayı'da sakinleş, derin bir nefes allll ve bırakıyoruz akışına hayatı...
13 Ekim 2015 Salı
Neden bir insan durduk yere blog açar...
Bu sorunun cevabını bende soruyorum kendime yıllardır günlük tutuyorum ama öyle aksiyon içerikli,gıybet yüklü değil benimkiler kendi halinde birer deneme sayılabilecek türden şeylerdir,bazende ufaktan hikayeler olur bunlar ,sonra yemek yapmasını severim.Keyifliysem yemek yapar film izlerim,üzgünken yemek yapar film izlerim,iç güveysinden hallice durumlarda bir yemek yapar film izlerim ama akşamüstü ise helede havada hafif bir esinti varsa mutlaka kitap okurum.Kitap okumak benim için kaçış olmuştur hep...Kitap -kahve ikilisini sevenler kervanında bende yıllar önce yerimi edindim ama kitap-kahve fotoğrafını ben keşfedemedim işte, yanarım yanarım ona yanarım keşke bende fotoğraf çekmeyi unutamayanlardan olsaydım daha çok anımı kareleseydim ama ben şimdi onada üzülürüm açıp bakar ne hain bu insanlar diye düşünür ara ara sinirlenir bir kahve yapar isyankar yazılar yazarım...Sebebi hemen ortaya çıkar işte benim yapamadığım işlerin,çok basit bir insanım ben be ne yazacağım ben buralara şimdi düşündüm bak,annem gibi bende bir depresifleştim..Gelelim sadede hem yemeklerimi hemde hikayelerimi paylaşmak istiyorum birkaç kişi ile umarım eğlenceli ve bir o kadarda aksiyonlu bir yolculuk olur bu benim için...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)