14 Ekim 2015 Çarşamba

İlham Perim...

Bu gece sizlerle neden yazdım ,nasıl yazdım ,ne oldu da sonu böyle bitti anlayamadığım küçük bir hikaye paylaşacağım :)
Mini minnacık pembe bir peri ve onun çok eski çağlarda uzak diyarlardan göçmüş gelmiş yengesine benzeyen sarışın taş gibi kuzeni varmış.Bu iki peri gökyüzünde sakin sakin gökyüzünü turlayıp aynı anda'da iki lafın belini kırarken birden gözlerine bir şey çarpmış kafasını cama yaslamış gözünü bir noktaya sabitlemiş uzaktan çok dertli bir havası olan ,elindeki kahveden ufak yudumlar alan kır saçlı karizmatik bir adam...Pembe peri hemen bir tahminde bulunmuş "bu kesin şair "demiş kendinden emin bir şekilde..Sarı durmuş düşünmüş "bence bu profesör hemde tarih"demiş.Pembe şöyle bir  kendi etrafında bir tur dönmüş ufak bir ışıltı yayılmış etrafında eliyle o ışıltıyı toplar gibi bir hareket yapıp ani bir duruş yapmış,buldum demiş,sarı gözlerini kocaman açıp sormuş ne yapıyoruz diye.
Pembe başlamış anlatmaya ; gidiyoruz ve adamın ne yaptığına bakmadan benim onun perisi olduğuna inandırıyoruz ve onu ünlü bir şair yapıyoruz. Sarı "bu nasıl olacak bu adam şiir yazabiliyor mu ki" demiş. Pembenin kafasındaki sadece bir oyun değil aynı zamanda insanların en saf yönünü sarıya göstermekmiş. En büyük işi pembe üstlenmiş çünkü biliyormuş ki sarışında en az insanlar kadar inanç boşluğu yaşamaya uygun bir kişiliğe sahip, Pembe peri başlamış adamın çevresinde dolaşmaya,başarılı şairlerin haberlerini okumasını sağlamış,romantik filmlerin tanıtımlarını açtırmış yanlışlıkla,eski sevgililerini düşünmesini sağlamak için yoluna çıkarmış her yerde,fotoğrafları kitapların arasında bulmaya başlamış adam.Bu arada kimse gidip gelmiyormuş eve arayan soranda yokmuş pembe iyice mutlu olmaya başlamış bu iş çabuk biter diye düşünmüş ara ara sarışın gelip duruma bakıyormuş biraz üzülüp yapmasak mı acaba diyormuş ama pembe kararlıymış bu arada adamın ne iş yaptığını da öğrenmiş adam işsiz bir mühendismiş. Son hız çalışmalarına devam ederken bazen öyle anlar oluyormuş ki adamla göz göze geldiklerini sanıp afallıyor muş...Bu anlar sık sık olunca sarışına yanına gelmesini söylemiş ama öyle bir an hiç yaşamayınca bu insanla çok uğraştım aramızda bağ oluştu galiba diye avutmuş kendini...Ne yaparsa yapsın haftalar geçmesine rağmen adam tek bir satır yazmamış ama bir şeyler karalayıp duruyormuş hep aynı şeyler yazımı yazıyor ,hikaye mi nedir bilinmez bir şeyler ,pembe peri pes etmeye karar verip verip vazgeçiyormuş günler geçiyormuş küçük bedeni kaldırmıyor ,artık yapacak bir şeyde bulamıyormuş zaten sarışında oyun bitsin de eskisi gibi gökyüzünde gezsinler istiyormuş.Ne kadar ısrar ederse etsin pembe vazgeçmiyormuş,onu orada bırakıp dönmesini beklemekten başka çare kalmamış.Pembe peri son bir şey demiş büyük ama sonuç getirecek bir şey günlerce düşünmüş binlerce acı gelmiş aklına ama en çok bir can yitirmek düşüncesi canını yakmış tamam demiş yapılması gereken bu...Aramış taramış adamla bağı olan bir adam varmış yaşlıca , sevgili olsa daha çok işe yarardı ama buda olur demiş.Pembe kendini kaybediyormuş artık,aklı başında değilmiş bu iş uzadıkça fikir aklına yatmış.En ince ayrıntısına kadar planlamış ve bir mektup yazmış ve yaşlı adamı şehre gelmeye ikna etmiş,her şey hazırmış adam her zamanki saatte elinde kahvesi pencereden dışarıyı izlerken yaşlı adam gelecek karşıya geçerken araba çarpacak ve oracıkta adamın gözleri önünde ölecekti...Sarışın büyük ve can alıcı plan ne acaba diye yere inerken olanlara şahit oldu ve yapılan planı anında anladı...Yaşlı adam önce bastonu attı sonra adımını bir daha baston adım.baston adım...araba hızlandı pembe peri karşıda adamı görebileceği bir yerde duruyordu hava kararmış sokak lambaları loş bir aydınlık yayıyordu...Eski binanın camından adam sokağı izliyordu...Sarışın peri o kadar hızlı uçuyordu ki kanatları acıyor ,gözleri yanıyordu ama kanat çırptıkça hızlanıyor hızlandıkça çırpıyordu ufacık bedeni adamı kurtarmasına yetmezdi hızlanması gerekiyordu...Son bir inançla adama öyle hızlı çarptı ki adam kaldırıma doğru hızlı bir şekilde düştü...Pembe peri daha ne olduğunu anlayamamış adama bakıyordu adam canlıydı ama arabanın camında kan vardı kimindi bu kan,o ışıltı neydi ne oluyordu,yavaş yavaş yaklaştı sarışın yerde yatıyordu.Boğazında düğümlenen çığlık içini yakıyordu,konuşamıyordu yerde yatan benim kuzenim mi diye düşündü hayır dedi hayır o değil ,kanatlarını çırpmak istiyordu uçmak uzaklaşmak ama kanatları yok olup gitmişti sanki kıpırdayamıyordu...Sarışın peri yıldız tozu olup uçmaya başlamıştı ,bu nasıl bir ışıltı nasıl bir güzellikti gökyüzünü aydınlatıyordu ışıl ışıl toz bulutu bu bir ölüm çağrısı mı dedi pembe peri,gözleri kararmaya başlamıştı artık uzaktan yaklaşan bir  ışıltı gördü rahatladı gelmişlerdi gözlerini kapadı ve uykuya dalar gibi serbest bıraktı kendini...
Tam o anda aynı olayları izleyen biri daha vardı,Şair...Gördüğü o ışıltı onu o kadar çok etkilemişti ki karşıda düşen yaşlı adamı fark etmemişti bile eline kağıdı kalemi alıp hemen o an orada olanları anlatan bir resim çizi vermişti bile,günler haftaları haftalar ayları aylar yılları kovalamıştı tek bir çizik bile atamamıştı kağıda şimdi ise öyle bir şey vardı ki içinde akarsular denizler gibi durduramıyordu...Olayın üzerinden sadece haftalar geçmişti ve adam koskoca sergi salonunda elinde bir kadeh şarapla kendi eserlerine bakarken hala hayretler içerisinde bir toz bulutu nasıl bu kadar ışıltılı olabilir diye düşünüyordu...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder