Mini minnacık pembe bir peri ve onun çok eski çağlarda uzak
diyarlardan göçmüş gelmiş yengesine benzeyen sarışın taş gibi kuzeni varmış.Bu
iki peri gökyüzünde sakin sakin gökyüzünü turlayıp aynı anda'da iki lafın
belini kırarken birden gözlerine bir şey çarpmış kafasını cama yaslamış gözünü
bir noktaya sabitlemiş uzaktan çok dertli bir havası olan ,elindeki kahveden
ufak yudumlar alan kır saçlı karizmatik bir adam...Pembe peri hemen bir
tahminde bulunmuş "bu kesin şair "demiş kendinden emin bir
şekilde..Sarı durmuş düşünmüş "bence bu profesör hemde
tarih"demiş.Pembe şöyle bir kendi etrafında bir tur dönmüş ufak bir
ışıltı yayılmış etrafında eliyle o ışıltıyı toplar gibi bir hareket yapıp ani
bir duruş yapmış,buldum demiş,sarı gözlerini kocaman açıp sormuş ne yapıyoruz
diye.
Pembe başlamış anlatmaya ; gidiyoruz ve adamın ne yaptığına
bakmadan benim onun perisi olduğuna inandırıyoruz ve onu ünlü bir şair
yapıyoruz. Sarı "bu nasıl olacak bu adam şiir yazabiliyor mu ki"
demiş. Pembenin kafasındaki sadece bir oyun değil aynı zamanda insanların en
saf yönünü sarıya göstermekmiş. En büyük işi pembe üstlenmiş çünkü biliyormuş
ki sarışında en az insanlar kadar inanç boşluğu yaşamaya uygun bir kişiliğe
sahip, Pembe peri başlamış adamın çevresinde dolaşmaya,başarılı şairlerin
haberlerini okumasını sağlamış,romantik filmlerin tanıtımlarını açtırmış
yanlışlıkla,eski sevgililerini düşünmesini sağlamak için yoluna çıkarmış her
yerde,fotoğrafları kitapların arasında bulmaya başlamış adam.Bu arada kimse
gidip gelmiyormuş eve arayan soranda yokmuş pembe iyice mutlu olmaya başlamış
bu iş çabuk biter diye düşünmüş ara ara sarışın gelip duruma bakıyormuş biraz
üzülüp yapmasak mı acaba diyormuş ama pembe kararlıymış bu arada adamın ne
iş yaptığını da öğrenmiş adam işsiz bir mühendismiş. Son hız
çalışmalarına devam ederken bazen öyle anlar oluyormuş ki adamla göz göze
geldiklerini sanıp afallıyor muş...Bu anlar sık sık olunca sarışına yanına
gelmesini söylemiş ama öyle bir an hiç yaşamayınca bu insanla çok uğraştım
aramızda bağ oluştu galiba diye avutmuş kendini...Ne yaparsa yapsın haftalar
geçmesine rağmen adam tek bir satır yazmamış ama bir şeyler karalayıp
duruyormuş hep aynı şeyler yazımı yazıyor ,hikaye mi nedir bilinmez bir şeyler
,pembe peri pes etmeye karar verip verip vazgeçiyormuş günler geçiyormuş küçük
bedeni kaldırmıyor ,artık yapacak bir şeyde bulamıyormuş zaten sarışında oyun
bitsin de eskisi gibi gökyüzünde gezsinler istiyormuş.Ne kadar ısrar ederse
etsin pembe vazgeçmiyormuş,onu orada bırakıp dönmesini beklemekten başka çare
kalmamış.Pembe peri son bir şey demiş büyük ama sonuç getirecek bir şey
günlerce düşünmüş binlerce acı gelmiş aklına ama en çok bir can yitirmek
düşüncesi canını yakmış tamam demiş yapılması gereken bu...Aramış taramış
adamla bağı olan bir adam varmış yaşlıca , sevgili olsa daha çok işe yarardı
ama buda olur demiş.Pembe kendini kaybediyormuş artık,aklı başında değilmiş bu
iş uzadıkça fikir aklına yatmış.En ince ayrıntısına kadar planlamış ve bir mektup
yazmış ve yaşlı adamı şehre gelmeye ikna etmiş,her şey hazırmış adam her
zamanki saatte elinde kahvesi pencereden dışarıyı izlerken yaşlı adam gelecek
karşıya geçerken araba çarpacak ve oracıkta adamın gözleri önünde
ölecekti...Sarışın büyük ve can alıcı plan ne acaba diye yere inerken olanlara
şahit oldu ve yapılan planı anında anladı...Yaşlı adam önce bastonu attı sonra
adımını bir daha baston adım.baston adım...araba hızlandı pembe peri karşıda
adamı görebileceği bir yerde duruyordu hava kararmış sokak lambaları loş bir
aydınlık yayıyordu...Eski binanın camından adam sokağı izliyordu...Sarışın peri
o kadar hızlı uçuyordu ki kanatları acıyor ,gözleri yanıyordu ama kanat
çırptıkça hızlanıyor hızlandıkça çırpıyordu ufacık bedeni adamı kurtarmasına
yetmezdi hızlanması gerekiyordu...Son bir inançla adama öyle hızlı çarptı ki
adam kaldırıma doğru hızlı bir şekilde düştü...Pembe peri daha ne olduğunu
anlayamamış adama bakıyordu adam canlıydı ama arabanın camında kan vardı
kimindi bu kan,o ışıltı neydi ne oluyordu,yavaş yavaş yaklaştı sarışın yerde
yatıyordu.Boğazında düğümlenen çığlık içini yakıyordu,konuşamıyordu yerde yatan
benim kuzenim mi diye düşündü hayır dedi hayır o değil ,kanatlarını çırpmak
istiyordu uçmak uzaklaşmak ama kanatları yok olup gitmişti sanki
kıpırdayamıyordu...Sarışın peri yıldız tozu olup uçmaya başlamıştı ,bu nasıl
bir ışıltı nasıl bir güzellikti gökyüzünü aydınlatıyordu ışıl ışıl toz bulutu
bu bir ölüm çağrısı mı dedi pembe peri,gözleri kararmaya başlamıştı artık
uzaktan yaklaşan bir ışıltı gördü
rahatladı gelmişlerdi gözlerini kapadı ve uykuya dalar gibi serbest bıraktı
kendini...
Tam o anda aynı olayları izleyen biri daha vardı,Şair...Gördüğü o
ışıltı onu o kadar çok etkilemişti ki karşıda düşen yaşlı adamı fark
etmemişti bile eline kağıdı kalemi alıp hemen o an orada olanları anlatan
bir resim çizi vermişti bile,günler haftaları haftalar ayları aylar
yılları kovalamıştı tek bir çizik bile atamamıştı kağıda şimdi ise öyle bir şey
vardı ki içinde akarsular denizler gibi durduramıyordu...Olayın üzerinden
sadece haftalar geçmişti ve adam koskoca sergi salonunda elinde bir kadeh
şarapla kendi eserlerine bakarken hala hayretler içerisinde bir toz bulutu
nasıl bu kadar ışıltılı olabilir diye düşünüyordu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder