15 Ekim 2015 Perşembe

Mana ne anlama gelir?

İşte benden beklenen başka amaçsız bir yazı daha her şeyin bir amacı olması gerekiyormuş gibi benden de yaptığım herşeyde bir amaç bekliyorlar hayır ne ara bu beklentiyi yarattım onuda bilmiyorum ki. Bazen kendimi avutuyorum ne güzel işte diyorum bak sende bir şey görmüşlerde beklenti yaratmışsın diye bazen diyorum ki hay ben böyle işin! Ne vardı beni de şöyle bundan bir bok olmaz  deyip  kenara fırlattıkları eşyalar gibi atsalardı da bir kenara, bende hayatımı yaşasaydım… Ne çok seçenek var demi insanın önünde göremediği, farkına bile varmadığı birileri söylediğinde yok deve diye anlamsız tepkiler verdiği… Zamanında bir film izlemiştim, zaman içerisinde yolculuk yapabilen turuncu kafalı ezik tipli bir çocuk hakkında sonra izledikçe bir şey fark ettim aslında çocuk ezik değil filmde öyle dillendirildiğinde kulağa geldiği kadar basit değil. Ara ara gidiyor çocuk geçmişe ama hiç bir şey plandığı gibi olmuyor geri dönüp dolaşıp kıçının üstüne oturup önünde duran hayatı yaşıyor peki buradan ne çıkardık! en azından benim açımdan payıma düşen ! en iyisi şuan yaşadığın hayat değil tabi ki ama yaşaman gereken bu belki.  Ben öyle kader olaylarına falan takık bir insan değilimdir ama şöyle diyorum ben, belki yaşadığın en iyisi değildir ama en olması gerekendir…

14 Ekim 2015 Çarşamba

İlham Perim...

Bu gece sizlerle neden yazdım ,nasıl yazdım ,ne oldu da sonu böyle bitti anlayamadığım küçük bir hikaye paylaşacağım :)
Mini minnacık pembe bir peri ve onun çok eski çağlarda uzak diyarlardan göçmüş gelmiş yengesine benzeyen sarışın taş gibi kuzeni varmış.Bu iki peri gökyüzünde sakin sakin gökyüzünü turlayıp aynı anda'da iki lafın belini kırarken birden gözlerine bir şey çarpmış kafasını cama yaslamış gözünü bir noktaya sabitlemiş uzaktan çok dertli bir havası olan ,elindeki kahveden ufak yudumlar alan kır saçlı karizmatik bir adam...Pembe peri hemen bir tahminde bulunmuş "bu kesin şair "demiş kendinden emin bir şekilde..Sarı durmuş düşünmüş "bence bu profesör hemde tarih"demiş.Pembe şöyle bir  kendi etrafında bir tur dönmüş ufak bir ışıltı yayılmış etrafında eliyle o ışıltıyı toplar gibi bir hareket yapıp ani bir duruş yapmış,buldum demiş,sarı gözlerini kocaman açıp sormuş ne yapıyoruz diye.
Pembe başlamış anlatmaya ; gidiyoruz ve adamın ne yaptığına bakmadan benim onun perisi olduğuna inandırıyoruz ve onu ünlü bir şair yapıyoruz. Sarı "bu nasıl olacak bu adam şiir yazabiliyor mu ki" demiş. Pembenin kafasındaki sadece bir oyun değil aynı zamanda insanların en saf yönünü sarıya göstermekmiş. En büyük işi pembe üstlenmiş çünkü biliyormuş ki sarışında en az insanlar kadar inanç boşluğu yaşamaya uygun bir kişiliğe sahip, Pembe peri başlamış adamın çevresinde dolaşmaya,başarılı şairlerin haberlerini okumasını sağlamış,romantik filmlerin tanıtımlarını açtırmış yanlışlıkla,eski sevgililerini düşünmesini sağlamak için yoluna çıkarmış her yerde,fotoğrafları kitapların arasında bulmaya başlamış adam.Bu arada kimse gidip gelmiyormuş eve arayan soranda yokmuş pembe iyice mutlu olmaya başlamış bu iş çabuk biter diye düşünmüş ara ara sarışın gelip duruma bakıyormuş biraz üzülüp yapmasak mı acaba diyormuş ama pembe kararlıymış bu arada adamın ne iş yaptığını da öğrenmiş adam işsiz bir mühendismiş. Son hız çalışmalarına devam ederken bazen öyle anlar oluyormuş ki adamla göz göze geldiklerini sanıp afallıyor muş...Bu anlar sık sık olunca sarışına yanına gelmesini söylemiş ama öyle bir an hiç yaşamayınca bu insanla çok uğraştım aramızda bağ oluştu galiba diye avutmuş kendini...Ne yaparsa yapsın haftalar geçmesine rağmen adam tek bir satır yazmamış ama bir şeyler karalayıp duruyormuş hep aynı şeyler yazımı yazıyor ,hikaye mi nedir bilinmez bir şeyler ,pembe peri pes etmeye karar verip verip vazgeçiyormuş günler geçiyormuş küçük bedeni kaldırmıyor ,artık yapacak bir şeyde bulamıyormuş zaten sarışında oyun bitsin de eskisi gibi gökyüzünde gezsinler istiyormuş.Ne kadar ısrar ederse etsin pembe vazgeçmiyormuş,onu orada bırakıp dönmesini beklemekten başka çare kalmamış.Pembe peri son bir şey demiş büyük ama sonuç getirecek bir şey günlerce düşünmüş binlerce acı gelmiş aklına ama en çok bir can yitirmek düşüncesi canını yakmış tamam demiş yapılması gereken bu...Aramış taramış adamla bağı olan bir adam varmış yaşlıca , sevgili olsa daha çok işe yarardı ama buda olur demiş.Pembe kendini kaybediyormuş artık,aklı başında değilmiş bu iş uzadıkça fikir aklına yatmış.En ince ayrıntısına kadar planlamış ve bir mektup yazmış ve yaşlı adamı şehre gelmeye ikna etmiş,her şey hazırmış adam her zamanki saatte elinde kahvesi pencereden dışarıyı izlerken yaşlı adam gelecek karşıya geçerken araba çarpacak ve oracıkta adamın gözleri önünde ölecekti...Sarışın büyük ve can alıcı plan ne acaba diye yere inerken olanlara şahit oldu ve yapılan planı anında anladı...Yaşlı adam önce bastonu attı sonra adımını bir daha baston adım.baston adım...araba hızlandı pembe peri karşıda adamı görebileceği bir yerde duruyordu hava kararmış sokak lambaları loş bir aydınlık yayıyordu...Eski binanın camından adam sokağı izliyordu...Sarışın peri o kadar hızlı uçuyordu ki kanatları acıyor ,gözleri yanıyordu ama kanat çırptıkça hızlanıyor hızlandıkça çırpıyordu ufacık bedeni adamı kurtarmasına yetmezdi hızlanması gerekiyordu...Son bir inançla adama öyle hızlı çarptı ki adam kaldırıma doğru hızlı bir şekilde düştü...Pembe peri daha ne olduğunu anlayamamış adama bakıyordu adam canlıydı ama arabanın camında kan vardı kimindi bu kan,o ışıltı neydi ne oluyordu,yavaş yavaş yaklaştı sarışın yerde yatıyordu.Boğazında düğümlenen çığlık içini yakıyordu,konuşamıyordu yerde yatan benim kuzenim mi diye düşündü hayır dedi hayır o değil ,kanatlarını çırpmak istiyordu uçmak uzaklaşmak ama kanatları yok olup gitmişti sanki kıpırdayamıyordu...Sarışın peri yıldız tozu olup uçmaya başlamıştı ,bu nasıl bir ışıltı nasıl bir güzellikti gökyüzünü aydınlatıyordu ışıl ışıl toz bulutu bu bir ölüm çağrısı mı dedi pembe peri,gözleri kararmaya başlamıştı artık uzaktan yaklaşan bir  ışıltı gördü rahatladı gelmişlerdi gözlerini kapadı ve uykuya dalar gibi serbest bıraktı kendini...
Tam o anda aynı olayları izleyen biri daha vardı,Şair...Gördüğü o ışıltı onu o kadar çok etkilemişti ki karşıda düşen yaşlı adamı fark etmemişti bile eline kağıdı kalemi alıp hemen o an orada olanları anlatan bir resim çizi vermişti bile,günler haftaları haftalar ayları aylar yılları kovalamıştı tek bir çizik bile atamamıştı kağıda şimdi ise öyle bir şey vardı ki içinde akarsular denizler gibi durduramıyordu...Olayın üzerinden sadece haftalar geçmişti ve adam koskoca sergi salonunda elinde bir kadeh şarapla kendi eserlerine bakarken hala hayretler içerisinde bir toz bulutu nasıl bu kadar ışıltılı olabilir diye düşünüyordu...


Neden esas oğlan değilde en yakını hep ölür?

Aklımı kurcalayan bu sorunun yanıtını "alıştığımız kişinin acı çekmesi bize daha çok acı çektiriyor çünkü aslında o esas oğlan yada esas kız değil ;bizizdir o başrol" diye bulmuşumdur.Peki biz neden en yakınımızı kaybetme korkusunu bu kadar derinden yaşıyoruz.Ben bunu iki kategoride değerlendiriyorum (şimdi sen kimsin de değerlendiriyorsun demeyin benimde biraz deneyimim var bu kaybetme konularında); birincisi zaten kaybetmiş olan kitle o acıyı bilen ikincisi ise o kişilere güvenini kaybetmiş olanların bulunduğu kategori...Yine cevap kaybedenler kulübü ne yazık ki kaybedip'de mutlu yaşayanlar var mı peki bir yerlerde nerede şimdi onlar!!sandallara binip gittiler mi buralardan gitmeselerdi de bizde bu korkuyla yaşamasaydık ,bu korku öyle bir korku ki sonsuza kadar sizinle kalmak isteyenleri bile canından bezdirir ne olduğunu bile anlamazsınız bir bakarsınız gitmiş zaten ne yaptığınızı bile anlayamayacak kadar o korkunun içinde yaşarsınız, avuçlarınız dan kayıp giden insanı tutacak vaktiniz bile kalmaz kalsa'da size o şansı verecek kişiyi  bezdirmiş aynı korkuyu ona azap olarak yaşatmışsınız dır.Kalır elinde sıfır ve kendine sövmelerin...Hikayeye en başından başlasak yapmazdım dediğim o kadar çok an oldu ki ve o anı tekrar yaşayıp  aynı hatayı tekrar yapışlarım...Neden yapıyorum tek suç benim mi karşıdakinin hiç mi suçu yok bundan bahsetmiyorum canım öncekinden bahsediyorum o yapmadı mı beni böyle, ya yalancıların ,bana salak muamelesi yapanlar, onları her affettiğim de benden bir parça daha koparmak için ellerine geçen fırsatı kaçırmayan akbabalar,onca emeği hiç edenler onların suçu yok mu...Ben niye böyle oldum sanıyorsunuz, benimkide candı savunmam gereken bir can savunamadım ama her defasında bin kat daha afalladım çünkü her defasında kendimi ikna etmek için daha çok uğraştım daha çok konuştum kendimle söz verdim canın yanmayacak dedim ne oldu peki,canım yandı çok daha büyük yandı hemde şimdi gelde anlat bu adama yanındaki gitmeyecek sende zır zır ağlayan esas kız olmayacaksın diye ,yer mi şimdi bu adam yemez işte yediremezsin ki,haklı ama bir şey de diyemezsin...de bir hele bak sana neler sıralıyor ;rüyalarında kırk yıl önce lisede arkadaşından yediğin kazığı gösteriyor mu göstermiyor mu ama dedim ya haklı adam...Bırak artık kendini kandırmayı'da  sakinleş, derin bir nefes allll ve  bırakıyoruz akışına hayatı...

13 Ekim 2015 Salı

Neden bir insan durduk yere blog açar...

Bu sorunun cevabını bende soruyorum kendime yıllardır günlük tutuyorum ama öyle aksiyon içerikli,gıybet yüklü değil benimkiler kendi halinde birer deneme sayılabilecek türden şeylerdir,bazende ufaktan hikayeler olur bunlar ,sonra yemek yapmasını severim.Keyifliysem yemek yapar film izlerim,üzgünken yemek yapar film izlerim,iç güveysinden hallice durumlarda bir yemek yapar film izlerim ama akşamüstü ise helede havada hafif bir esinti varsa mutlaka kitap okurum.Kitap okumak benim için kaçış olmuştur hep...Kitap -kahve ikilisini sevenler kervanında bende yıllar önce yerimi edindim ama kitap-kahve fotoğrafını ben keşfedemedim işte, yanarım yanarım ona yanarım keşke bende fotoğraf çekmeyi unutamayanlardan olsaydım daha çok anımı kareleseydim ama ben şimdi onada üzülürüm açıp bakar ne hain bu insanlar diye düşünür ara ara sinirlenir bir kahve yapar isyankar yazılar yazarım...Sebebi hemen ortaya çıkar işte benim yapamadığım işlerin,çok basit bir insanım ben be ne yazacağım ben buralara şimdi düşündüm bak,annem gibi bende bir depresifleştim..Gelelim sadede hem yemeklerimi hemde hikayelerimi paylaşmak istiyorum birkaç kişi ile umarım eğlenceli ve bir o kadarda aksiyonlu bir yolculuk olur bu benim için...